"Enter"a basıp içeriğe geçin

Z kuşağının imtihanı:

Milliyet Gazetesinde yayınlanan yazı

Ekolojik kaygı İklim değişikliği kaynaklı kronik kaygı olarak anılan “ekolojik kaygı”, Z kuşağında gitgide yaygınlaşıyor. Türkiye’deki durumu ve çocuklarla kaygıya yol açmaksızın iklim değişikliği konuşmanın yollarını ele aldık.

Hızla eriyen buzullar, aşırı iklim olayları, soyu tükenen canlılar, orman yangınları, rekor sıcaklıklar… Küresel iklim değişikliği, gezegenin alarm veren geleceğini bize her geçen gün daha güçlü bir şekilde hatırlatırken endişelenmemek elde mi? Amerikan Psikologlar Derneği, “iklim felaketi karşısında duyulan kronik kaygı” olarak tanımladığı bu olguya 2017’de “ekolojik kaygı” adını vermişti. Çalışmalar, son iki yılda dünya genelinde artış gösteren bu yeni toplumsal fenomenden son dönemde, başta genç iklim aktivisti Greta Thunberg olmak üzere bu konuda sesini en çok yükselten grup olan Z kuşağının da nasibini aldığını gösteriyor. İngiltere’de faaliyet gösteren İklim Psikoloji Birliği adlı kuruluş, “ekolojik kaygı” şikayetiyle tedavi gören çocuk ve gençlerin sayısının arttığını, çocukların, tüm insanlığın yok olacağına, doğa kaynaklarının tükeneceğine inandıklarını; buna bağlı olarak geleceğe dair umutsuzluk ve ağır bir duygusal stres yaşadıklarını söylüyor.

Çocuklarda kaygı bozukluğu üzerine çalışan Uzman Psikolog Ceyda Dedeoğlu, gelişmekte olan zihnin tehlikenin boyutunu doğru tartamaması ya da duygularını doğru şekilde düzenleyememesi durumunda kaygıya takılıp kalacağına işaretle ekolojik kaygıyı şöyle anlatıyor: “Her birey ama özellikle çocuklar, geleceğin iyiye doğru evrileceği hissine ihtiyaç duyar. Dünyayı bekleyen felaketlerin ne kadar yakın ve gerçekçi olduğunu bilimsel verilerle ortaya koyan iklim krizi tartışmaları ise geleceğin iyiye gideceğine dair inancımızı kırıp, temel güven duygumuzu zedeliyor. Son dönemde genç aktivist Greta Thunberg’in çabalarıyla daha da öne çıkan iklim değişikliğiyle ilgili endişeler de çocuk ve gençlerin dünyasında belirgin bir şekilde yer edinmeye başladı. Kendi yaşlarına yakın birinin uyarısı, genç zihinlerde daha etkili yankılandı. Bunun kendilerini, çevreyi, dünyayı korumaya yönelik adımlar atmaya olanak sağladığını hissettikleri durumlarda işler olumlu. Fakat dünyanın geleceği ile ilgili endişe kronik bir umutsuzluğa dönüşüyorsa yapılması ve yapılmaması gerekenler var:

Ne yapılmalı?

Çocuğunuz bu konulara ilgi gösteriyorsa onunla konuşmak, zihnindeki senaryoları anlamaya çalışmak; dürüst ve açık davranmak önemli. Bilgi paylaşımı, çocuğun yaşıyla orantılı olmak durumunda. Korkusunu anladığınızı belirtmek ve bu senaryoların olma olasılığını beraber irdelemek, varsa yanlış bağlantıları düzeltmek, onun sağlıklı bir dünyada yaşaması için elinizden geleni yapacağınızı belirtmeniz korunacağı hissini kuvvetlendirecektir.

 Endişenin önüne geçmek için kendi etki alanınızda aktif olmak önemli. Biz ne yapabiliriz sorusu ile birlikte bir plan yapmak, yetişkin olarak kendisine rol model olacak davranışlarda bulunmak, onun geleceğine önem verdiğinizi göstermenin en güzel yollarından.

İklim krizi için endişelenen çocuk ve gençlerin doğa sevgisinin beslenmesi, birlikte aktiviteler yapılması; hem dünya hem de aile iklimini korumada faydalı.

Yapılmaması gerekenler

Çocukların düşüncelerinin küçümsenip, bu konular senin boyutunu aşar hissini vermek, yapılmaması gerekenlerin başında geliyor. Ya da çocuğu gerçeklerden, bilgilerden uzak tutmaya çalışmak… Yeni neslin, bilgi erişim becerisinin bizlerden çok daha iyi olduğunu unutmamak  gerekir.”

Ekolojik kaygının Türkiye’deki yansımalarını, Fridays For Future (Gelecek İçin Cumalar) hareketi üyelerinden Atlas Sarrafoğlu ve Selin Gören’e sorduk.

“İklim krizi öcü değil” Selin Gören (18)

İklim değişikliği ve küresel ısınma benim jenerasyonumun küçük yaşlardan beri aşina olduğu bir sorun. Fakat bunun bir ekolojik kriz olduğunu fark ettiğimde anladım ki bu sorun bireysel eforlarla çözülemeyecek kadar büyük.Dünyanın geleceği için endişeli miyim? Elbette. Fakat bu endişenin ekolojik kaygı boyutuna vardığını söyleyemem. Eğer sadece kaygı duysaydık o zaman bu kaygı bizi paralize ederdi ama biz Z kuşağının, insanın çevreye verdiği zarar konusunda yükselen bilincinin ilerde mevcut düzeni değiştirebileceğine inanıyoruz. Bana kalırsa bu tarz kaygılarla başa çıkmanın en iyi yolu da geç olmadan harekete geçmek. Çünkü iklim krizi ne bir öcü ne de bir distopya. İnsanlık olarak karşı karşıya kaldığımız ve büyük ölçüde kendi eserimiz olan bilimsel bir gerçek. Bunun farkında olmanın benim hayatıma yalnızca pozitif bir etkisi oluyor. Gelecekte mesleki olarak da iklim krizini yavaşlatma konusunda çalışmak istiyorum.

“Kaygı beni harekete geçiriyor” Atlas Sarrafoğlu (12)

İklim değişikliğiyle ilgili korku duyuyorum; çünkü bu konu geleceğimle ilgili. Aslında bugünü de zor hale getiriyor ama ileride çok daha şiddetli ve ağır olacak. Eğer durduramazsak tabii. Bunu bize bilim insanları söylüyor. Ben de bunun durdurulması için elinden geleni yapan çocuklardan biriyim. Endişeliyim ama benim için bu kaygı harekete geçirici bir şey. Bu kaygıyı engellemiyorum. Korkmak bence normal. Korkum yerime oturmamı engelliyor, bu konuda daha çok şey okumamı, insanlarla konuşmamı sağlıyor. İklim değişikliğinin durdurulması için bir şeyler yapıyorum, başka insanlarla güçlerimizi birleştiriyoruz. Ama gelecekle ilgili de düşünüyorum. Mesela ne olacağım konusunda bir karara varamıyorum. Çünkü ne olacağını bilemiyoruz. İklim krizini durdurmak için bir şey yapmazsak, ileride hayat çok zorlaşacak. O yüzden planlarım ve geleceğim bu krizle şekillenecek. Ben istesem de istemesem de… Bu herkes için geçerli aslında.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir