"Enter"a basıp içeriğe geçin

GQ: “Gezegen B Yok: İklim Krizinin Aşısı”

Covid-19 salgınında yaz tatilini düşünen yeni mezun bir öğrenci ile Afrika’dan ailesinden kaçırılıp Amerika’daki sirklere satılan yavru bir filin ortak özelliği nedir? GQ Türkiye’nin iklim aktivisti yazarı Atlas Sarrafoğlu cevabı bu yazıda veriyor.

Senenin en güzel dönemindeyiz.

Okul yok, hava güzel, dışarısı cıvıl cıvıl, denizden çıkmadığım yaz tatili, kamp zamanı, uzun gündüzler, bol ve sulu meyveler, arkadaşlarla geç saatlere kadar dışarıda takılmalar…

Ama bu sefer işler biraz farklı. Uzun süre eve hapsolduktan sonra baharın geldiğini bile tam olarak anlayamadan yaza giriyoruz. Açıkçası yaz aylarından da beklentim çok yüksek değil.

Nasıl? Evden dışarı çıkamamak kötü değil mi?

Bir fil olduğunuzu düşünün şimdi; mesela ailenizle beraber ormanlarda güvenli bir şekilde yaşıyorsunuz. Sonra bir anda insanlar ortaya çıkıyor, size pusu kuruyorlar ve çocuk yaşta kaçırılıyorsunuz. Ailenizden ayrılıyor ve hapsediliyorsunuz.

Sonra çok uzaklarda sirklere satılıyorsunuz.

Yaşadığınız kafesten çıkarılıp çalıştırılıyorsunuz. Kapalı ortamlarda, gürültü içinde tek ayak üstünde olmanızı istiyorlar. Yapmadığınızda dayak yiyorsunuz, aç bırakılıyorsunuz. Acı çekiyorsunuz. Sonra sinirlenip isyan edince de cezalandırılıyorsunuz.

Fil Topsy dünyada elektrikle öldürülen ilk canlı. Videosunu da Edison çekmiş. 

Elektrikle artık canlılar öldürülmüyor. Ama elektrik üretme şeklimizle canlıları öldürmeye devam ediyoruz.

Özet geçiyorum: 

Elektriği üretmek için kullandığımız kömür, petrol ve doğalgaz iklim değişikliğine yol açıyor. İklim değişikliği yüzünden de havalar daha sıcak oluyor, orman yangınları yüzünden yeşil alanlar yok oluyor, su kaynakları azalıyor, kuraklık başlıyor. Yani mevsimler değişiyor. Doğa değişiyor. Filler, kunduzlar, martılar ve insanlar değişiyor.

 “Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) Afrika Fili Durum Raporu’nda açıkladığı son rakamlara göre kıtada yaşayan fil sayısı 415 bine geriledi. Rapor, son 10 yılda kıtadaki fil sayısının 111 bin azaldığına işaret ediyor. Düzenli sayım yapılmayan arazilerde ise 117 ile 135 bin arasında ek fil nüfusunun yaşıyor olabileceği de belirtiliyor.” 

“Bana ne Afrika’daki filden” diyebilirim. Gelecekte beni dişim için avlamaya çalışan avcıların olması düşük bir ihtimal. Sirklere de satılmam herhalde. Ama iklim değişikliği yüzünden insanların da yaşam alanlarını kaybedeceği büyük bir ihtimal, bilimsel bir ihtimal.

Aşırı sıcaklar olduğu için gıda üretimi azalıyor ve fiyatlar da artıyor. Sonrası açlık, işsizlik, göç, savaş işte. Mevsimlerin olması gerektiği olmadığı bilimsel bir gerçek.

İstanbul’da geçen dört ayın sıcaklık ortalaması son 109 yılın en yükseği. Bu bir rekor!

Karantinada yaşadığımız halde iklim değişikliğinin etkisinden kaçamadığımızın bir ispatı da olabilir.

Peki o zaman soruyorum:

Pandemi krizi bittiği zaman her şey normal haline mi dönecek?

Aynı şekilde tüketmek, aynı şekilde üretmek bize salgın hastalıkların olmadığı, savaşsız ve açlığın azaldığı bir dünya verebilecek mi? Aşıyı bulduğumuz zaman mevsimler normale dönecek mi?

Bu bilimsel açıdan mümkün değil. En azından hastalanınca gittiğimiz, aşı bulsun diye beklediğimiz doktorların ve profesörlerin dediklerine göre bu şekilde devam etmesi mümkün değil.

Küresel ısınmayı 2 derecenin altında tutamazsak, Afrika’daki filin başına gelenler sonra başka canlıların başına gelecek. Gıda bulamayacağız, evlerimizi kaybedeceğiz, kaçacak delik arayacağız. Bu canlıların arasında, “Olay kontrolümüz altında” diye düşünsek de biz insanlar da varız.

Artık hiçbir şey olmamış gibi davranamayız. Deve kuşları gibi korkup kafamızı kuma gömemeyiz.

Peki nereden başlamalıyız?

Bence deve kuşlarının korkunca kafasını kuma gömdüklerini efsanesini yok ederek başlayabiliriz.

“Deve kuşları, aile kurma zamanı geldiğinde 1.5-2 metre genişliğinde ve  0.5-1 metre derinliğinde büyük çukur kazar; önce yumurtalarını güvenli bir şekilde bu çukurlarda saklar, sonra anne ve baba sırasıyla yavruları yumurtadan çıkmaya hazır hale gelene kadar toprağın üzerinde oturur. Gün içerisinde birkaç kez, anne-baba gagasını kullanarak nazik bir şekilde yumurtalarını çevirir. Uzaktan bakıldığı zaman, yumurtasını çevirmekte olan bir deve kuşunun kafası sanki toprağın altında gömülüymüş gibi görünüyor olabilir.” 

Bizden önce yanlış bir şekilde yayılmış bilgileri sorgulayarak durumun farkına varabiliriz.

Fil Topsy bu durumu gördü ve insanlara isyan etti. Peki biz Fil Topsy kadar çaresiz miyiz?

Bence değiliz. Çünkü bu durumun sebebi biziz. Karantina yüzünden evlere tıkılmak bize ders olmalı.

Mevsimlerin olması gerektiği gibi olması için konuşarak, yazarak ve iklim için okul grevi yaparak dikkat çekebiliriz.

İklim krizinin aşısı bu olabilir. İklim değişikliğinin farkına varmak ve bu durumu durdurmak için harekete geçmek.

Sonra tekrar denize girebiliriz, gece geç saatlere kadar dışarıda arkadaşlarla takılabilir,  bol ve sulu meyveler yiyerek uzun gündüzlerin tadını çıkarabiliriz. Uzun bir tren seyahati de fena olmayabilir. Mercan resiflerini yok olmadan önce görebilir miyim acaba? 

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir