"Enter"a basıp içeriğe geçin

Farzana Faruk: Çözümlere sahibiz, krizle başa çıkabiliriz [İklim Kuşağı-24]

‘İklim onarımına ihtiyacımız var, yardıma veya taahhütlere değil. Karbon salımında yüksek oranlara sahipseniz, bize baskı yapabiliyorsunuz ama peki bunu biz neden ödeyelim? Bize tazminat ödenmeli.’

(Yeşil Gazete’de 28.11.2021 tarihinde yayınlanan röportajın orijinaline buradan ulaşabilirsiniz)

Farzana Faruk Jhumu, Dakka, Bangladeş’ten 23 yaşında bir iklim aktivisti. Ayrıca “Kathpencil”in de kurucu ortağı. 

Atlas Sarrafoğlu: Bir iklim aktivisti olarak kişisel hikayen nedir? Nasıl başladın ve genel olarak iklim hareketindeki konumun ve devam etmeni sağlayan  nedir?

Farzana Faruk: Bilmeden bir iklim aktivisti olarak başladım. 2007’nin en büyük kasırgalarından biri olan “Sidr” oldukça etki yapmasına rağmen basında yer almadı. Bangladeş, dünyada altı mevsim yaşayan tek ülke. Çocukken bu fark çok güzel ve anlamlıydı ama şimdi eskisi gibi değil, ben de bunun nedenini arıyordum. Yaşadığım şehre, bu kasırgadan dolayı evsiz kalıp taşınan biriyle tanışmıştım. Bana hiç bir şekilde yardım alamadıklarını anlattığında çok şaşırdım. Sadece bilmek istedim, çünkü şehrime gelen çocuklara eğitim vermek istiyordum. Onlar aslında  iklim göçmeni, ama biz onlara mülteci bile diyemeyiz, kendi ülkelerinde oldukları için onlar da benimle aynı haklara sahipler. Onlara öğretebilmem için iklim krizini önce kendim öğrenmem gerekiyor, bu yüzden Fridays For Future ile ilgileniyorum. Farklı ülkelerden insanlarla tanıştıktan sonra, iklim krizinden daha büyük bir şey olduğunu fark ettim; iklim adaletsizliği. Bizler, ister bizi kaynak olarak, isterse çıkar merkezleri olarak kullanıyor olsunlar, küresel kuzey tarafından kendi çıkarları için sömürülen ülkeleriz. Bu yüzden, emisyonları yüksek ülkelerdeki pek çok kişinin bilmediği insanlarımı ve ülkemi temsil etmek zorunda kaldım.

Kendime iklim ve sosyal adalet aktivisti demeyi seviyorum. Esas olarak yerel grubum için iletişimden, dış ilişkilerden sorumluyum. Ben de insanlarımızı eğitmeye çalışıyorum. Benden çok daha ön cephelerde iklim krizine karşı mücadele veren topluluklar benim aktivistliğe devam etmem için motivasyon sağlıyor.

İklim krizi günlük hayatını nasıl etkiliyor bize anlatabilir misin?

Bangladeş’in başkenti Dakka’da yaşıyorum. Ani muson kayması nedeniyle yağış mevsimi beklenenden çok daha uzun sürüyor. Bu nedenle, az yağışta bile çalışmayan kötü drenaj sistemiyle, sular içinde mahsur kalıyoruz. Sıcak hava dalgası daha da aşırılaşıyor ve şehirde 40 milyon insan varken günlük hayatımızı yaşayabilmemizi neredeyse imkansız hale getiriyor. İç göç nedeniyle birçok insan evini terk edip şehirlere gelmek zorunda kalıyor, bu yüzden kirlilik çok artıyor. Neredeyse her üç kişiden biri hava kirliliği nedeniyle hava yoluyla bulaşan bir hastalığına sahip.

‘Yapılan adaletsizliği görmek beni içten içe öldürüyor’

Dünya liderleriyle konuşmak için bir platformun olsaydı, onlara ne söylerdin?

Biz kendimize platform yaratıyoruz. Her gün bunun için uğraşıyoruz, çünkü bize bir platform vermeyeceklerini biliyoruz. Yani demek istiyorum ki, iklim onarımına ihtiyacımız var, yardıma veya taahhütlere değil. Karbon salımında yüksek oranlara sahipseniz, bize baskı yapabiliyorsunuz ama peki bunu biz neden ödeyelim? Bize tazminat ödenmeli. Sebep olduğunuz iklim felaketi için almamız gereken borcu ödemiyorsunuz. Küresel bir iklim anlaşmasında yumuşak bir dile ihtiyacımız olup olmadığı konusundaki tartışmanıza ihtiyacımız yok.

Ülkende karşı karşıya olduğun iklim krizi kendini nasıl gösteriyor? Ayrıca lütfen MAPA (en çok etkilenen insanlar ve topluluklar) olmanın senin için ne anlama geldiğini anlatır mısın?

Bangladeş deniz seviyesine yakın bir kıyı ülkesi. Bangladeş’teki kıyı bölgeleri, fırtına ve deniz kabarmalarından, drenaj tıkanıklığından ve deniz seviyesinin yükselmesinden doğrudan etkilenerek, iklim değişikliğinin en ‘ön safında’ yer almaktadır. %10’luk arazimiz gelgitlerden doğrudan etkileniyor. İklim değişikliği nedeniyle, her zamankinden daha fazla yağış görüyoruz. Yazın sıcak hava dalgası yıkıcı etki yaratıyor. Yağmur mevsiminde, yoğun yağış, muson kayması selleri daha düzensiz hale getiriyor, ayrıca her yıl daha fazla siklon daha şiddetli hale geliyor. Arazi kaybı, daha fazla insanın ülke içinde şehirlere göç etmesine neden oluyor. Ancak şehrin kaynakları da oldukça sınırlı, bu yüzden hayatları daha da kötüye gidiyor. Tuzluluk, kıyı bölgesinde hemen her yerde kendini gösteriyor. Biyoçeşitliliği yoğun bir ölçekte öldürüyor. Şehrimizde hava kirliliği gittikçe artıyor, bu nedenle de hava yoluyla bulaşan hastalıklar artıyor.

MAPA olmak, iklim krizinin getirdiği acıyı ilk elden deneyimlemek demek. Tüm bu acılarla karşı karşıya kalmadığım için biraz ayrıcalıklıyım ama insanların ve ailelerin doğal afetlerle savaştığını görüyorum, ki bu pek de “doğal” değil. MAPA olmak bana bu felaketlere uyum sağlama gücü veriyor ama aynı zamanda bize yapılan adaletsizliği görmek beni içten içe öldürüyor.

Geçtiğimiz ay COP26’ya katıldın. COP26 sizin için neden önemli ve dünya liderlerinden taleplerin neler? 

Bangladeş, en çok etkilenen ülkelerden biri olduğu için iklime duyarlı foruma liderlik ediyor. Ancak küresel platformlarda sesimiz duyulmuyor. Halkım onlarca yıldır minimal kaynaklarla nasıl uyum sağlayacaklarını biliyor olsa da, iklim krizine bir çözümümüz olduğunu düşünmüyorum. COP’a katılmam, insanlara gerçek iklim değişikliğinin neye benzediğini ve sorunları nasıl ele almamız gerektiğini bildirmek için önemliydi. Küresel kuzeyden çok fazla erişime ve görüşe sahip medya asla gerçek sorunu yansıtmıyor. İşte ben de bu yüzden COP’a gitmek zorunda kaldım.

‘Pes etmeyeceğiz, geleceğimizi kurtaracağız’

Bangladeş’in iklim krizinin en kötü etkileriyle karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Hükümetinizin bunu nasıl ele aldığını bize söyleyebilir misin? İklim sorunları için karar vericilerle iletişim halinde misiniz? Onlardan talepleriniz neler?

Hükümetimiz aslında sorumluluğu üstlenmeye çalışıyor. İklim politikalarımız, kendilerine iklim lideri diyen birçok ülkeden çok daha iyi. Şu anda İklime Duyarlı Forum’a (CVF) liderlik ediyoruz. En az gelişmiş ülkelerin bir parçası olarak diğer komşu ülkelerle başa çıkmaya çalışıyoruz. Her yıl iklim borcunu ödemek zorunda kalsak da gelişen projelerimizi desteklemeye devam ediyoruz. Gençliğin sesini temsil etmek için çevre bakanlığımızla iletişime geçmiştik. Belli ki hükümetimizde sorunlar var. Bakanlığımızın verimli çalışmak konusunda bazı eksiklikleri var. Ayrıca hükümetimiz şu anda bizim için iyi olmayan bazı kömür santrallerini destekliyor. Uyum projelerinin hiçbir zaman mükemmel olmadığı en büyük sorunlarımızdan biri yolsuzluktur. Dolayısıyla talebimiz devlet yetkililerinin şeffaf olmasıdır. Ayrıca marjinalize edilmiş insanlar için planlama eksikliğimiz var.

İklim aktivizminin yanı sıra okulla nasıl başa çıkıyorsun?

Zor bir soru. İklim değişikliği söz konusu olduğunda her zaman bilmem gereken yeni bir şey vardır. Sadece iklim aktivizmiyle ilgilenmiyorum, aynı zamanda bulunduğum yerdeki imkanları kısıtlı çocuklara eğitim vermekle de ilgileniyorum. Bu yüzden küçük okulumuz için de zaman ayırmak durumundayım. Ayrıca, aktivizm için çalışmalarımda zaman farkından dolayı bazen bunalmış hissediyorum. Ama iş bununla başa çıkmak olduğunda arkadaşların önemli bir rol oynadığını düşünüyorum. FFF uluslararasında tanıştığım topluluklar çok misafirperver. Her zaman birbirimizi kontrol ederiz, ruh sağlığımız hakkında konuşuruz. Üzerimizde çalışma baskısı  olduğunda, her şeyi kontrol etmem gerekmesin diye bana yardımcı olurlar. İş yükünden daha stresli olan bir şey daha var, o da eko-kaygı. Ne zaman bir rapor, bir araştırma ya da herhangi bir büyük konferans gerçekleşse, eko-kaygıyı çok sert hissederim. Bu, tüm aktivizmi, çalışmayı ve kişisel sağlığımı yavaşlatıyor. Tüm zorluklara rağmen savaşmak zorunda kalan ülkemin insanlarına baktığımda, bunun bana yeniden enerji kazandırdığını düşünüyorum.

Sence gelecekte bizi neler bekliyor? Bu krizi aşabilecek miyiz? 2030 için projeksiyonun nedir?

2050 yılına kadar, dünya liderlerinin 2050 vaatleri sebebiyle mevcut küresel sıcaklık sabit kalsa bile, topraklarımızın beşte birini kaybedeceğiz. Yani neredeyse geleceği göremiyorum ama yine de umudumu kaybedemem. Biliyorum ki eğer haklarımı talep etmezsem karşılığını alamayacağım. MAPA’da hayat böyledir! Ayrıca, ön saflardaki topluluklarımız hala tutunmaya devam ediyor, bu yüzden biz de pes etmeyeceğiz. Ve bunu yapabileceğimizi bildiğimizde, geleceğimizi kurtaracağız. Ve gücümüzün ne olduğunu zaten bildiğimizde, sistem tarafından yönlendirilmeyeceğiz. 

Yerel topluluklarımızda gördüğümüz gibi, çözüme sahip olduğumuza inanıyorum. Yani, çözümlere sahip olduğumuzda, krizle başa çıkabiliriz, ancak ondan önce sistemi sömürge sisteminden kurtarmak için daha aktif olmamız gerekiyor. Bu sistem içinde, herkes için iyi olanı elde edemeyiz.

2030’a kadar çok daha boş vaatler görüyorum, ancak aynı zamanda şeffaflık isteyen ve oluşturan daha güçlü bir küresel topluluk görüyorum.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir